Anayasa değişikliği, ekonomi

Anayasa değişikliği gerçekleşti. Türkiye’nin gündeminde yerini koruyan yeni bir anayasadan önce 18 maddelik anayasa değişikliği gerçekleşti. 18 maddelik anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanına geniş yetkiler de tanınmış olacak. Peki 18 maddelik bu anayasa değişikliği ile hedeflenen ne? Gerçekten istenen bir rejim değişikliği mi? Yoksa coğrafyamızda yeniden şekillenen güç dengelerinde Türkiye Cumhuriyetinin tabiri caizse olaylara sıcağı sıcağına müdehale edebileceği bir yapının tesis edilmesi düşüncesi mi?

Ekonomiden, siyasete ve daha ötesi kültürel alışkanlıkları dahi etkileyecek yeni bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz. Doğunun kendisini yeniden keşfetmeye başladığı, kendi siyasi, ekonomik gücünün farkına vardığı bir dönem. Belki buna eksen kayması dahi diyebiliriz dünyayı tam da ortadan ikiye bölen bir eksen kayması. Peki tüm bu gelişmelerin tam ortasında olan bizlerin yani Türkiye’nin hiçbir şey yapmadan beklemesi kendini sistemini yenilememesi düşünülebilir mi veya bu mümkün mü? Yapılan anayasa değişikliği ile yönetimsel anlamda ortaya çıkabilecek sorunlarda halk tarafından seçilmiş ve olağanüstü yetkilerle donatılmış cumhurbaşkanının sorunların çözümünde müthiş derecede etkili olacağı açıktır. Doğu coğrafyasında son dönemde yaşadığımız ve yaşamaya devam ettiğimiz olaylar ve değişimin tam da içerisinden geçerken siyaseti, ekonomiyi iyi yönetebilecek bir lidere her zamankinden çok daha fazla ihitiyaç vardır. Devletimizi yöneten siyasilerimiz ve yöneticilerimizin söylediği gibi “artık geri dönüş yok” gerçekten de artık burdan geri dönüş yok ve olmasın da. Yaklaşık 100 yıldır bizi ve genel itibariyle coğrafyamızı, zihniyetimizi esir almış olan bu “batı hayranlığı”  yanlışından dönmek için en iyi zaman. Partnerlerimiz şu an Rusya ve İran. Daha sonrası için en büyük ideal Türk soylu devletlerin birleşmesi, bir nevi imparatorluğa dönülmesi olmalı. İçimizdeki şu batı hayranlığından kurtulurken  herkese herşey  şüphe ile bakma hastalığından da kurtulmalıyız. Kısacası ortak hareket ettiğimiz partnerlerimiz ile güven içinde hareket etmeliyiz. Tabii bu anlattıklarımız işin yalnızca bir boyutu batı dünyası ile olan ilişkilerimiz yalnızca zihinlerimizdeki batı hayranlığı ile sınırlı olan bir ilişki değil sözüm ona uluslar arası antlaşmalar vs. bağlayıcı bir çok etken var. Ama unutmayalım ki bizim de 2000 yıllık bir devlet hafızamız var ve tüm bunların üstesinden gelebilecek bir toplumumuz.

İlginizi çekebilir  Almanya seçimleri Euro'nun sonu mu?

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın